Ağlayan bebeği kucağına alır ve bebeğin annesine arkasına dönerek gecenin karanlığında yürümeye başlar.

Ağlayan bebeği kucağına alır ve bebeğin annesine arkasına dönerek gecenin karanlığında yürümeye başlar.

HİKAYE

Ağlayan bebeği kucağına alır ve bebeğin annesine arkasına dönerek gecenin karanlığında yürümeye başlar. Yakalanırsa kendisi de bebek de ölecektir. Anne çaresizce arkalarından seslenir “Söz ver bana, çocuğum yaşayacak!” Bir saniyeliğine döner ve hızla cevap verir “Sana bu sözü veremem. Ancak seninle kalırsa kesin öleceğine dair söz verebilirim.”

Genç bir Hıristiyan kadın 2. Dünya Savaşı’ndaki Yahudi soykırımı sırasında, kendi hayatını riske atarak 2500 Yahudi çocuğun hayatını kurtardı.

Bu çok özel kadın, İrena Sendler...

İrena’nın kaderi de yedi yaşındayken tifüsten kaybettiği babasının ölmeden önce ona söylediği sözler oldu, “Boğulan birisini görürsen, atlayıp onu kurtarmayı denemelisin, yüzme bilmiyor olsan bile.” 1910 yılında Otwock’ta doğan İrena’nın babası doktor ve ilk Polonyalı sosyalistlerden biriydi. Hastalarının çoğu Yahudi olan babası, onu sosyal statüleri ve etnik kökenleri ne olursa olsun insanları sevmesi ve saygı duyması için yetiştirmişti. Sağlık ocaklarında hemşirelik yapan İrena, Varşova Gettosu’ndaki insanlık dramına seyirci kalamayarak Almanların tifüs salgını korkusundan yararlanıp, sağlık kontrolü yapmak gerekçesiyle gettoya girip çıkmaya başladı. Gettoda yaşayan çocukları oradan gizlice çıkarmak ve hayatlarını kurtarabilmek için, ambulansta sedyenin altından sırt çantalarına, kanalizasyon borularından yer altı tünellerine, el arabasındaki çuvallardan, bavullara ve hatta ceset torbalarında çocukları taşımaya kadar her yolu kullandı.
Getto dışına çıkarılan çocuklara sahte isimler verip, Yahudilerin yaşamamış olduğu bölgelere yerleştiriyordu. İrena, savaş sonunda ailelerinin çocuklarına kavuşabilmesi için; çocukların isimlerini sigara kağıtlarına yazıp cam kavanozlara yerleştirerek komşusunun elma ağacının dibine gömmüştü.
Irena, gettoda çok büyük bir çanta ile dolaşırdı. İçinde ilaçların, tıbbi malzemelerin olduğu koca bir çanta ile. Çoğu zaman gettodan çıkarken bu çantanın içinde bir Yahudi bebek olurdu.
Irena'nın Alman askerlerini gördüğünde otomatik olarak havlamaya şartlandırdığı bir köpeği vardı. Gettodan çıkarken üniformalı askerleri fark eden köpek o kadar yüksek sesle havlamaya başlardı ki çantadaki bebeklerin ağlama sesleri duyulmaz hale gelir, kontrol noktasından rahatça geçerlerdi.
1943 yılında Gestapo tarafından yakalandı. Çok ağır işkenceye rağmen kurtardığı çocukların ve ailelerinin isimlerini söylemedi. Arkadaşları bir askere rüşvet vererek Irena'nın kaçmasını sağladılar. Savaşın bitmesinden sonra kurtardığı çocukların ailelerini bulmaları, bulamayanların bakım evlerine yerleştirilmesi, evlatlık verilmesi, iyi bir eğitim alması için çaba harcadı. Maalesef çocukların anne babalarının çoğu gaz odalarında katledilmişti. Irena, “Çocukları kurtarma nedenim yetiştirilme şeklimle alakalı. Dini, dili veya ırkı farketmeksizin boğulmakta olan birini kurtarmam öğretildi bana”

1964 yılında Irena Sendler’a “Polish Righteous Among The Nations” (Yahudi olmayıp da II. Dünya Savaşı’nda Yahudileri kurtaranlara verilen bir unvan) unvanı verildi. 1997 yılında ise Irena, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.
ödül eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore’ye verildi. Ödüle layık görülmeyen Irena ise buna kırılmak yerine yaptığında başkalarının da katkısı olduğunu ve bunun normal bir karar olduğunu ifade etti. Irena, “Tek başıma yapmadım. 20-25 kişiydik” dedi

1942 yılında İrena’nın kurtardığı 2500 çocuktan biri olan Elzbieta Eicowska bir konuşmasında İrena için “O sadece bizleri değil çocuklarımızı, torunlarımızı ve gelecek nesillerimizi kurtarmış oldu” dedi
1943 yılında gerçekleşen Varşova Gettosu Ayaklanması’na katılıp hayatta kalan Marek Edelman , İrena Sendler’ın ölümünden ötürü duyduğu üzüntüsünü de şu sözlerle ifade etmişti: “Müthiş bir organizasyon yeteneğine sahip, her zaman güçsüzün yanında olan kocaman bir kalbe sahipti.” İrena, 2007 yılında bir televizyon kanalı ile yaptığı röportajında insanlığa son nasihatini etti;
“İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra insanlığın bazı şeylerin farkına vardığını ve bir daha asla yaşanmayacağını düşünmüştük Oysa hiçbir şeyin farkına varılmamış. Din, etnik köken ve milliyetlere dayalı savaşlar hâlâ devam ediyor. Ancak her şey farklı olabilir; yeter ki sevgi, alçakgönüllülük ve hoşgörü bizlerle olsun”. 12 Mayıs 2008 tarihinde, 98 yaşında Varşova’da hayatını kaybetti.

DİĞER HABERLER