Bu hikayenin oluşmaya başladığı tarih MS.420’li yıllara kadar dayanmaktadır. Bu tarihlerde İstanbul Patriği Nestorius, Roma kilisesinden aforoz getirecek, çok tehlikeli bir söylemde bulunmuş. İsa’ya kutsal kelam geldiğinde 30 yaşında olduğunu, bu durumda 30 yaşına kadar İsa insandı fikrini ortaya atmış. Bu fikir, kilisede tam bir bomba etkisi yaratmış. Sonunda kilisenin ileri gelenleri MS 431 yılında Nestorius’u aforoz etmeye karar vermişler.
Onu alıp Libya çöllerine atmışlar. Ama o, buralarda da boş durmamış. Fikirlerini Mezopotamya’da hızla yaymaya başlamış. Bölgede Nestorius’un fikirlerini benimseyen ve Mezopotamya’da dağlık bölgelerde yaşayan bu halka Keldaniler deniliyormuş. Aradan geçen bin yıllık süre zarfında Musul’a, Diyarbakır’a, Hakkâri’ye kadar her yerde mezhep bulmuş. Bir süre sonra bu mezhebin mensuplarına Nasturiler denilmeye başlanmış.
Bu bilgiyi verdikten sonra olayın günümüze yansımasına geçeceğim...
1982 yılının sonbaharında Hakkâri’nin eski adı Deze, değiştirilmiş adıyla Kırıkdağ köyünde sürüsünü otlatan köyün çobanı, gökten boşanırcasına yağan bir yağmura yakalanmış. Hemen bulduğu bir kayanın oyuğuna sığınmış. Yağmurun dinmesini beklerken, karşısındaki düz duvarda bir delik dikkatini çekmiş. Elindeki taşı tam karşısında gördüğü, dümdüz bir duvarın çok yüksek bir yerinde bulunan deliğe doğru fırlatmış. Atmış olduğu taş, delikten içeri girerek metalik bir şeye çarpmış. Duyduğu sesin uyandırdığı merak ile deliğe tırmanmaya karar vermiş. Uzun süren bir uğraştan sonra mağaranın ağzına kadar tırmanmış. Kendini çekerek içeri girmiş.
Gözleri karanlığa alışınca ilk gördüğü şey, kocaman bakır bir kazan olmuş. Duvarın dibinde kocaman bir sandık varmış. Sandığın üzerinde kalın kitaplar ve yan yana dizilmiş haçlar, kocaman mumlar, bakır taslar ve bir sürü heykeller varmış.
Kalın bir kitabın deriden yapılmış yapraklarını çevirmeye başlamış. Üzerinde garip harflerle yazılar varmış. Biraz ötede duran küpler dikkatini çekmiş. Bir küpün içindeki sapsarı altınları görünce, attığı çığlığın mağaranın duvarlarında yankılanan sesinden korkmuş. Gerisin geriye kaçarak, telaşla köye varmış.
Çoban önce gelip köylülere haber vermiş. Köylüler, çil çil altınları kendi aralarında bölüşmüşler. Bulunan kitapları ve diğer tarihi eserleri de bir kaçakcıya satmışlar. Kaçakcı kitapların arasında bulunan ve dünyada sadece 3 örneği olan, deri üzerine altın harflerle yazılı kitabı muhtemelen incili almış. Nasturilerin tarihini ve kültürlerini anlatan el yazması değerli kitapları da almış. Geride değersiz şeyler bırakmış.
Yağmurdan kaçan köyün çobanının tesadüfen bulduğu hazine, Nasturilerin, en son ruhani lideri Patrik Mar Şemun Benyamin’in hazinesiymiş.
Gelelim hikayenin dramatik sonuna…
Daha sonra ne olmuş diyeceksiniz? Köylüler az aldım, çok aldın diyerek birbirlerine girmişler. Çıkan silahlı çatışmada 3 kişi ölmüş. Olay jandarmaya ve hükümete intikal etmiş. Hazinenin bulunduğuna dair haberler de böylece duyulmuş. Yöre halkından yaşlılar bu olayı böyle anlatırdı. Anlatırken de neden olduğu bilinmez gözleri dalıp dalıp giderdi










