SAKLI TARİHDE TÜRK TOPLUMUNDA KADININ KONUMU

SAKLI TARİHDE TÜRK TOPLUMUNDA KADININ KONUMU

HİKAYE

Ben hepinizin hanı Cengiz Han'ım.Bu da benim Han'ım Börte!  ÇİNGİZ KHAN (CENGİZ HAN)
En eski Türk inancına göre, “Han ile Hatun” gök ile yerin evlatlarıdır. Kadın burada yedinci kat göktedir. Kadına, böylesine bir kutsallık veren törede kadının dövülmesinin, horlanmasının imkânı yoktur.
Toplumların uygarlık seviyelerinin belirlenmesinde cemiyet hayatında kadın ve çocukların konumu önemli bir yer tutar. En ilkel cemiyet hayatından günümüze bu iki grubun hakları, esasında toplumların insan haklarına bakışını da anlamaya yarar. Ataerkilliğin baskın olduğu İlk Çağ medeniyetlerinde kız çocuklarının öldürülmesi, ömür boyunca birinin vesayetinde yaşaması ya da isim verilmeye layık görülmemesi gibi durumlar cinsiyet ayrımcılığının ulaştığı boyutu gösterir vahim örneklerdir. Aynı şekilde kadın öldürüldüğünde katilin hiçbir cezaya çarptırılmadığı toplumlar olduğu gibi kadın ve çocukların baba için çalıştığı, kocasının kadını istediği zaman boşayabildiği durumlara da sıkça rastlanır. 
Bunların yaşandığı zamanlarda Türk toplumunda kadının yerinin ne olduğu konusu Türklerin medeniyet tarihindeki yerini belirleyici önemli bir ölçü olacaktır. Kadının aile ve cemiyet içerisindeki yerinden başlamak üzere siyasi ve hukuki hakları ile birlikte ele alınabilecek mesele aydınlığa kavuşunca, göçebe olmakla küçümsenen ve uygarlık tarihine katkısı olmadığı ön kabulü ile hakkında önermeler üretilen Türklerin tarihteki gerçek yeri de gün yüzüne çıkmaya başlayacaktır.
İslam öncesi Türk toplumu yarı göçebeydi. Ekonomik sistem büyük ölçüde hayvancılık üzerine kuruluydu. İlk dönemde boylar hâlinde yaşayan Türkler, devletlerin ortaya çıkması ile birlikte milletleşmeye başlamıştı. Atı ehlileştirmeleri ve demiri ilk kullanan topluluklardan biri olmaları sebebiyle uygarlık tarihine büyük katkı yapmışlardı. Süvari orduları sayesinde yaşadıkları coğrafyalarda çok zorlanmadan siyasi üstünlük kurabilmişlerdi. Kendilerini medeniyetin merkezi olarak kabul eden Çinlilerden tutun da Avrupalı topluluklara kadar pek çok farklı unsur Türk ordu sistemini örnek alarak askerî yapılarını yeniden düzenlemişlerdir. Ayrıca kurdukları güçlü devletler sayesinde Çin sınırından Atlas Okyanusu’na kadar pek çok farklı topluluğu bayrakları altında bir arada yaşatmışlardır.
İran ya da Roma’da olduğu gibi babanın mutlak hâkimiyeti söz konusu değildir. Kadının ve çocuğun çeşitli hakları olduğu bir aile çeşididir. Konargöçerliğin bir neticesi olarak çekirdek aile tipi yaygındır. Çok evliliğin pek görülmediği eski Türk toplumunda genellikle dıştan evlilik vardır. Aile, dinî ve toplumsal değerlerle kutsanan bir kurumdur. Yeni bir ev kurmak anlamına gelen ve günümüze kadar kullanılan ev - bark olma deyimindeki bark kelimesi mabet demektir. Yeni bir aile kurulması mabet kadar kutsal bir çatı inşa edilmesi anlamına gelir. Aile ve toplum içerisinde kadının yeri ise Türklerin medeni seviyesini gösteren önemli bir ölçüdür.
Tarih boyunca dünyada genel olarak kadına yönelik negatif ayrımcılık yaygındır. Toplumsal farklılıklar bulunmakla birlikte doğumdan itibaren çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapılması âdeta geleneksel hâle gelmiştir. İslam öncesinde Türklerin çağdaşı toplumlarda bu durum kendini gösterir. Mesela Türklerin en yakınındaki kültürlerden birisi olan Çinlilerde doğan çocuk kız ise isim verilmeye değer görülmez, ona sayı ile hitap edilir. Yakın coğrafyadaki diğer bir topluluk olan Hintlilerde çocuk kız ise evlenene kadar babasının eğer yoksa erkek kardeşlerinin himayesi altındadır. Bu himayeden maksat kızların zayıf karakterli, günaha meyilli ve hayatını tek başına devam ettiremeyecek kadar güçsüz olduğuna inanılmasıdır. Ancak bu konudaki en uç örnek Araplardadır. Araplar için doğan çocuk kız olursa bu bir utanç olarak kabul edilir. Bu yüzden kız çocuklarını diri diri toprağa gömenlere bile rastlanılır.Buradan anlaşılacağı üzere Türklerin çağdaşı topluluklar farklı derecelerde de olsa çocukları arasında cinsiyet ayrımı yapmaktaydı. Hâl böyleyken Türkler çocuklarına farklı davranmazlar. Kutadgu Bilig’de Ay-Toldı oğlu Öğdülmiş’e nasihat verirken oğul ve kız kelimelerini yan yana kullanır. “Oğul-kız hakikatte gören gözün nurudur” diyen vezirin sözü ile de cinsiyet ayrımı bilmediklerini gösterir.
Destanlara bakıldığında kahramanların anneleri ve eşleri hep ilahi ışıktan varlıklar olarak tasvir edilir. Bu semavi sembol, kadının kıymetli bir varlık olduğunun işareti olarak kabul edilir. Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Han’ın eşinin karanlık bastığında gökyüzünden inen, aydan ve güneşten parlak bir ışık şeklinde tasvir edilmesi,Göç Destanı’nda Hulin Dağı’ndaki bir ağaca inen mavi bir ışıktan Sungur, Kutur, Tükel, Ur ve Bögü Tigin’in doğması gibi örnekler bu duruma işaret eder.Diğer taraftan Tanrı Ülgen’e yaratma ilhamını bir kadının vermesi de dikkat çekicidir. O yüzden bu ilhamın sahibi gün ana, kadınların temsilcisi olarak Tanrı katında erkeklerden daha yüksek bir konumdadır.Ayrıca ulusu koruduğuna inanılan ve kendisine ulus anası denilen Ana Maygıl isminde bir ruh olduğunu düşünürler.Bu örnekler toplumsal hafızada kadının konumlandırılmasıyla ilgili olarak oldukça kıymetlidir. Fizik ötesi simgelerle anılması kadınlara cinsel bir obje olarak değil sıra dışı bir varlık muamelesi yapıldığının göstergesidir.
Umay simgesi, Türklerin zihin âleminde kadına verilen kıymetin en önemli göstergelerinden birisidir. İlk kez Kültigin abidesinde “Babam kağan uçtuğunda küçük kardeşim Kül Tigin yedi yaşında kaldı… Umay gibi annem hatunun devletine, küçük kardeşim Kül Tigin er adını aldı.” sözleriyle anılan Umay, Tonyukuk yazıtında Göktürkleri kurtaran ilahedir.Tanrı Ülgen, ağaç ve orman kültünün en önemli sembollerinden olan kayın ağacını koruyucu ve merhametli ana Umay ile birlikte dünyaya göndermiştir.Umay, kadın (anne) ve çocuklarla ilgili bir tanrıça ya da ruhtur. Hükümdarın hanımı Umay’ı temsil eder. Kadınları ve çocukları koruyan bir ruhtur. Her şeye hayat veren güneş de Umay’la ilgilidir.
Diğer yandan Türk mitolojisinde güzellik ilahesi olarak kabul edilen Ayzıt toplumsal bilincin görünüşü olarak erdem, ahlak, fazilet timsali bir sembol şeklinde tasvir edilirken fiziki özellikleri hiç anılmayan bir motiftir). Aynı şekilde Dede Korkut hikâyelerinde kadınlara yönelik hitaplar hep onure edicidir, incitici herhangi bir ifadeye rastlanılmaz .Yenisey’deki Köktürk harfli yazıtlardan anlaşıldığı kadarıyla “Evdeki eşime, vadideki oğullarıma doyamadım, değerlilerime, kutsal devletime, baştaki begime doyamadım.” örneğinde olduğu gibi kadının adı ilk sırada anılır. Kişi kelimesi ile insan ve her iki cins de ifade edilebildiği için kadın - erkek arasında bir ayrım olmadığı anlaşılabilir

 

DİĞER HABERLER