Birini eleştirme, ötekileştirme, kendine düşen sorumluluğun ne olduğunu hiç umursamadan başkasının vazifesini hatırlatma, beğenmeme, şikâyet etme o kadar yaygın ve günlük yaşamın bir parçası olmuş ki, çoğu insan kendisinin böyle olduğunun artık farkında bile değil. Balığın içinde bulunduğu suyun farkında olmadığı gibi, biz de böyle bir toplum içinde yaşadığımızın artık farkında değiliz.
Bu neden böyle? İnsanımız başka bir topluma göç edip fırsat bulunca hem iş yaşamında hem akademik hayatta şahane başarılar elde ediyor. Demek ki gerektiğinde akıllı, zeki, çalışkan olabiliyoruz. Peki, neden her şeyi devletten bekleyen, kendi sorumluluklarımız üzerinde pek durmadan sürekli eleştiren, ötekileştiren, şikâyet eden insanlar çoğunlukta? Bu sorunun cevabı, bana göre, “bireysel sorumluluk alma” konusundaki evde ve okulda eğitimsizliğimiz ve anlayışımızın yetersizliğinde yatıyor.
Bu konuyu bildiğim kadarıyla en iyi Konfüçyüs dile getirmiş. Şöyle diyor: “Dünyaya güzel karakterlerini göstermeyi isteyen eskiler, önce devletlerini bir düzene koymaya çabaladılar. Devletlerini düzenlemek isteyenler, önce evlerine çeki düzen verme gereğini gördüler. Evlerini düzene koymak isteyenler, önce kişiliklerini terbiyeden geçirmeleri gereğini anladılar.”
Kendi kişiliğini terbiyeden geçirmek gereği! Ne saçma değil mi? Eleştirecek, suçlanacak, ötekileştirilecek bu kadar insan varken, kendine dönüp, önceliği kendine verip, kendini terbiye etmekten sorumlu olmak! Çevrenize bir bakın! Kendini terbiyeden geçirme gereği duyan, bunu kabul eden, bu yola giren kadın, erkek, anne, baba, akademisyen, meslek erbabı, siyasetçi, yazar tanıyor musunuz? Böyle insanları toplantılarda, konferanslarda, televizyon sohbetlerinde izliyor musunuz?
Besbelli ki Konfüçyüs yanılmış. “Önce kendi kişiliklerini terbiyeden geçirmeleri gereği” fikri doğru olsaydı, bizim insanımız zaten bunu yapıyor olurdu.
Değerli okurlarım bu yazıyı yazarken nasıl bir haleti ruhiye içinde olduğumu herhalde anladınız. Biraz benim de şikayet etme, mızmızlanma, “yeter be!” dönemime denk gelen bir yazı olduğunu anlamışsınızdır. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Selamlar.
Doğan Cüceloğlu


















