Her ne kadar tarih derslerinde pek anlatılmamış olsa da aslında tarihin bildiği en kadim uygarlıkların başında Çin gelir. Genelde Sümerlerin tarımı bulduğu bizlere dayatılmış olsa da gerçekte MÖ 6500 yıllarında Çinliler dünya tarihinde tarıma geçen ilk uygarlıktır. Hatta hayvanları ilk evcilleştirenlerinde Çinlilerin olduğu tezi genel kabul görür. Şuanda insanlığın beslenmesinde ilk sırasında olan tavuğu Çinliler MÖ. 5000 yıllarında evcilleştirmişlerdir. Sümerlerin tavuktan bihaber oldukları tarihin ilginç hakikatlerindendir. Ehlileştirilen hayvanlar arasında; köpek, domuz, keçi, koyun, sığır bulunmaktadır. Fakat koyun ve keçi nedense Çinliler için hiçbir zaman önemli olmamıştır. Gene tabak, çanak ve seramik sanatının eşsiz örnekleri Çinlilere aittir.
Çinin en büyük kültüründen biri olan Longshan kültüründe (mö.4000) çarkın ortaya çıkması ile kaliteli ince mallar göze çarpmaktadır. Xia Hanedanlığının (mö.2500) geç dönemleriyle birlikte bronzdan, Çin’e özgü basmakalıp tekniği ile birlikte süslemeli bronz kaplar ele geçirilmiştir. Shang döneminde (mö.1700) kapların üzerinde canavar gibi karışık hayvan motifleri varken Han Hanedanlığında klasikleşmiş motifler ve yeşim kakmalar görebilmekteyiz. Peki bu denli düzenli bir toplum yapısına sahip olan Çinliler yazıyı ne zaman kullanmaya başladılar? Bu sorunun cevabı MÖ 5000’lerdir, bu yazıtlara kehanet yazıtları deniyordu. Kehanet yazıtları, ilkyazı örneklerini oluşturmaktaydı. Bunlar hayvanların kalça kemikleri ya da kaplumbağanın kabuk kısmının arkasına yazılmaktaydı. İlk yazıların M.Ö 5000’lerde çömleklere yazıldığı düşünülmekte fakat arkeolojik kanıtlar anlaşılır olmadığından yazının evrimini yaklaşık MÖ 3bin yıla kadar bilemiyoruz. Birde Çinlilerin bulduğu yazı sistemi Ortadoğu da şekillenen yazı sisteminden pek farklı olduğu için bulunan şekillerin yazı olup olmadığı konusunda net bir şey söylenememekte. Şuan da Çin yazı dilinde 70 000 adet işaret kullanılmaktadır. Zhou Hanedanlığı, Shang Hanedanlığına ait olan yazılı kaynakları yok etmiştir. Farklı bir tarih anlayışını desteklememesi için o yüzden kaplumbağa ve kehanet yazıtları hariç çok belge bulunmamaktadır.
Dünyanın diğer kültürlerinden uzakta olgunlaşan izole bir yapıya sahip Çin uygarlığının dini inancıda bir o kadar farklı ve ilgi çekicidir. Çin inanç sisteminde, ölen kişinin göğe gittiğine inanılmaktaydı. Yani ölümden sonra yaşam inancı hâkimdi. Örneğin, Shang Hanedanlığında, Henan bölgesi, Anyang yerleşmesinde Fu Hao mezarında, insan kurbanları, tunçtan ritüellerde kullanılan yemek kapları, çok sayıda ticarette para yerine geçen midye kabukları, ve ruhu koruduğuna inanılan yeşim taşlarıyla birlikte ele geçmektedir.
Başka bir örnek ise, kralın yaptırdığı pişmiş toprak askerle gömülmesidir. Bu yaşamın devamına olan inancı ve korunma içgüdüsünü göstermektedir. Aynı zamanda Çin Neolitik kültürlerinden beri önemli olan kehanet yazıtları olarak geçen fal kemikleri inanç sistemini, arkeolojik açıdan belgelenmesi için oldukça önemlidir.
Önemli hiçbir iş fal baktırmadan yapılmazdı. Hayvanların kalça kemikleri sıcak suya atılıp, çatlatılıp bu çatlakların anlamları yorumlanmaktaydı. Atalara yapılan kurbanların yeterli ya da uygun olup olmadığı ya da gidilecek bir sefer için önceden fal baktırılırdı. (işte bu şekiller zamanla yazının oluşmasının esin kaynağı olmuş.)
Ölenlerin, Ataların, ruhlarını rahata erdirmek amaçlı hayvan ve insan kurbanları verilmekteydi. Shang kralları, hem dini hem de siyasi işlevleri kendi şahsında birleştiriyordu. Baş tanrı olarak Shangdi/Ti kabul edilmekteydi ve bu tanrı hasat ve askeri zaferi sağlamaktaydı. Kralın ataları ona aracılık ettiğinden yapılan kurban gösterilen saygı çok önemlibir hal alırdı ve kralın ölmüş atalarının ruhları krala kehanet yolu ile yapması gerekenleri bildirirdi.
Qin Hanedanlığına kadar, ritüellerde insan kurbanları gerçekleşmiştir. Çin Uygarlığının tanrı topluluğu çok geniştir. Fal yazıtlarında birçok Tanrı ve Tanrıça isimlerine rastlanılmaktaydı. (Bunlar kimi zaman hayvan ismi kimi zamanda ataların ruhu idi) Shang Hanedanlığından itibaren önemli kişilerin mezarları, Mısır’daki gibi göğe doğru değil fakat yerin dibine doğru açılan muazzam çukurlara karmaşık mezar yapıları yapılmıştır.
Burada belirtmeden geçmek istemediğim bir noktada Çinliler ölen yakınlarının ruhlarının gökyüzüne yükseldiğine inanırlardı ve ölen kişinin ruhunu tekrar bedenine geri döndürmek için yakınları ellerine aldıkları kumaş parçalarını gökyüzüne savurarak göğe yükselen ruha bedenine geri dönmesi için seslenirlerdi. Eğer ölen kişi kralsa gömülmeden önce ağzına bir kaşıkla pirinç doldurulurdu. Kralın ağzı kaç kaşık pirinç aldıysa sayı binle çarpılır ve o kadar pirinç halka dağıtılırdı.
Hazırlayan : Hakan KİLİT
Kaynak : NESLİGÜL KANBER, ÇİN UYGARLIĞI, İZMİR,2015










