Herkes onu İtalyan sanıyordu, ama... Gerçekte babası İtalyan, annesi İrlandalıydı. Sarı saçlarını, mavi gözlerini annesinden almıştı.
Gençlik yılları İtalya ile İngiltere arasında gidip gelmekle geçiyordu. Defalarca, defalarca, uzayıp giden ovalar, görkemli dağlar, coşkun akan ırmaklar görüyordu.
Bir gün Fransa topraklarından geçerken, gökkubbenin altında durup bütün coğrafyalara ulaşabilmeyi hayal etmeye başladı.
Bu gezi tutkusunu gerçekleştirme amacıyla evlerinin bir odasını laboratuvara çevirdi. Bulunduğu yerden iki mil ötesine kadar telsiztelgraf gönderebiliyordu.
Babası oğlunun böylesine boş işlerle uğraşmasına kızıyor, bu çalışmaları bırakmasını istiyordu.
Ancak aradan birkaç yıl geçip de delikanlı buluşunu İngiltere hükümetine iki yüz elli bine satınca, babasının tutumu değişiyordu.
1901 yılıydı. Marconi söz konusu parayı alınca Amerika'ya gitti; orada, Londra'dan gelecek telsiz işaretlerini beklemeye koyuldu.
Amerika'da Newfoutland'a yerleşmişti Marconi. Önceleri düş kırıklığına uğradı. Çünkü hiçbir sinyal gelmiyordu kulağına.
Sonunda hafif darbeler aldı kulağı. Üç nokta işaretiydi bu. "S" harfini simgeliyordu.
Aralarında anlaştıkları işaret buydu!
Olduğu yerde mutlulukla sıçrıyor, delicesine sevinç duyuyordu!
Şimdi telsiztelgraf devri doğmuştu!
Marconi o sırada yirmi yedi yaşındaydı.
Telsizi icat ettiği için onu ölümle tehdit edenler bile çıkacaktı. Çünkü oluşan elektrik dalgalarının insan vücuduna zarar verdiği sanılıyordu.