1937 yılbaşı akşamı köşke beni çağırmıştı. Hemen gittim. Kendisini köşkün yukarı katında kütüphaneye bitişik açık salonda buldum. İlk sözü:
“Ben bu akşam bir tarafa çıkmayacağım, sen de suare görmekten bıkmışsındır. Yılbaşını burada birlikte geçiririz, olmaz mı?” demek oldu.
“Büyük sevinçle,” cevabını verdim. Bir hayli süre geçen yılın olaylarından ve gelecek yılın işlerinden konuştuk. Kavalalı İsmail Hakkı’nın gelmesi üzerine konuşma günün haberlerine, havaya ve suya intikal etti. Bu alan da konu daha genişleyince Atatürk’ün elbise ve çamaşır dolaplarını hep bir likte görmeye gittik.
Elbiselerinden, gömleklerinden, kravatlarından bize dağıtıyordu. Bu nedenle hatırıma gelen bir fikri söylemekten kendimi alamadım ve dedim ki:
“Paşam, mendillerinize, potinlerinize varıncaya kadar bize vermekten hoşlanıyorsunuz; ne olurdu bir ay önce düşünseydik de yeni yıl için bütün giyeceklerinizi yeniden ısmarlasaydık ve bu gece başka arkadaşları da davet ederek elbiselerinizi, çamaşırlarınızı ve gömleklerinizi aramızda kapışsaydık ne kadar çok eğlenirdik ve her birimiz de bu yılbaşı gecesinin anısı olarak siz den bir şeyi üzerimizde taşırdık ve siz de yarın hep yeni giymiş olurdunuz.”
Bunun üzerine: “A doktor, bunu niçin daha evvel düşünüp söylemedin?” diye hayıflanınca:
“Zararı yok, gelecek yıl böyle yaparız,” cevabını verdim.
Atatürk olumlu veya olumsuz bir şey söylemedi, bir süre düşünür durum aldıktan sonra:
“BAKALIM GELECEK YILA YAŞAYACAK MIYIM?” sözleri ağzından döküldü.
Birdenbire her üçümüzü de derin bir üzgünlük kapladı. Atatürk, ölümün yaklaştığını içinde duymuştu. Bizim içimize de bu zehirli kuşku düşmüştü.
Yine Atatürk bizden evvel kendini toplayarak: “Yılbaşı gecesi acıklı şeyler düşünmeyelim ve konuşmayalım,” dedi.
Yaz gömleklerini ayırarak bana seslenerek:
“Bunlardan da al, yazın Yalova’da yine hep birlikte oluruz da işine yarar” özendirmesiyle hem gömleklerinden almaklığımı istiyor, hem de üstümüze çöken durumu gidermeye çalışıyordu. Hatta pijama bile verdi. Kavalalı, neşeli sözleriyle konuyu değiştirdi. Gece yarısı geçinceye kadar şuradan buradan konuşmakta devam ettik.
O gece Atatürk’ü çoğu defa alışık olduğu zamandan evvel istirahat etmesine bırakmak üzere, izin alıp ayrılıncaya kadar acı konuya dönülmedi. Fakat yüreklerimizi sönmez bir alev yakıyordu.
Çünkü Atatürk, ölümünün yaklaştığını içinde duymuştu ve bunu kendisiyle beraber biz üç kişi 1938 yılının başından itibaren biliyorduk....
Dr. Tevfik Rüştü Aras