Siyanür, domestos, kafa kesme, GDO, kimyasallar ve anne lütfen ölme..!
Nasıl başlık ama?
Birbiriyle tam zıt dursalar bile, aynı pazılın parçaları aslında.
Çırpınalım duralım "zihinlerimiz yönetiliyor!" Diye..
Toplum hala "komplo bunlar komplo" demekten öteye gidemesin..
Verilen bu umursamaz tepkiler dahi, aslında ne kadar haklı olduğumuzun bir göstergesidir.
Evet..
Algılarımızla, zihnimizle öyle oynuyorlar ki, robottan farkımız kalmadı.
Hani çocuklar mavi balinayla intihar ediyor diye deve dişi gibi profesörler "çocuklara tablet vermeyin" açıklamaları yapıyorlar ya, sanki tablet elden alınınca sorun çözülecekmiş gibi..
Kim bunlar, bu yavrulardan ne istiyorlar diyen yok..
Meğer bu intiharların aile versiyonları varmışta haberimiz yokmuş(!)
Birileri bizi yok etmeye çalışıyor.
Yani bunu artık bi kabul edelim..
Bakın bilimsel verilere göre 2050 yılına kadar normal doğumla doğan çocuk oranının %5'e düşeceği söyleniyor.
Aynı veriler 3 çocuktan 1'inin otizmli olacağını da bildiriyor. Her yıl otizm oranının nasıl yükseldiğini görmüyor musunuz?
Toplu katliamlar?
Keşmir'li, Arakan'lı bir bebek neden öldürülür ki?
-Burada ki neden intihara sürükleniyorsa, elbette aynı sebepten..
Artık dünyada insanı tek elden yönetme, insan sayısını azaltma, tek beden, tek cinsiyet, tek zihin oluşturma çabası vardır..
Bu oyuna uymuyor musun?
-Öldün çık!
Ve kendi ülkemizde de bir millet nasıl yönlendirilir canlı canlı şahit oluyoruz.
Sadece tek bir misal üzerinden anlatmaya çalışacağım.
Malum biz uzun yazıları okumayı da pek sevmeyiz.
Bu yüzden misalim sadece "gündemdekiler" olacak.
Bir dönem kadın cinayeti haberleriyle doldu taştı her yanımız.
Ah vah edip, "Kadınlar size Allah'ın emanetidir" yazıları paylaşmaktan parmaklarımız alev aldı.
Güya Allah'tan korkan varmışta, Rasul'unden utanacakmış gibi..
Paylaştıkça ve veda hutbesi hadisleriyle kınadıkça azalacak sandık bu rezillikler.
Öyle paylaştık ki, bir annenin kesilen boğazı dahi her birimizin telefonunda gezindi bir süre.
Azalacaktı ya paylaştıkça, robot gibi komutları yerine getirdik.
Paylaştıkta paylaştık..
Ama gariplik vardı bu işte.
Haberler yayıldıkça, cinayetler misliyle artıyordu.
Şehit haberlerini 30 saniyeye sığdırıp hatta bazen alt yazıyla geçiştiren haber bültenleri; bu zalimlikleri en ince ayrıntısına kadar anlattı canlı yayında hatta; neredeyse katiller birbirbirlerinden daha seri nasil öldürülür taktikleri alıyorlardı;
-Arter damarı keseceksin abi!
-Kesin netice(!)
Hayır Vallahi abartmıyorum..
Sonra bir anda kesildi kadın cinayeti haberleri.
Şimdi ölüm modamızda "intihar" var..
Hemde en siyanürlüsünden, birde toplu olunca tadından yenmiyor, ballandırmaya doyamıyor spikerler.
Sebebi nedir peki?
Hakikaten sadece geçim sıkıntısı mı?
Yoksa "dövlet bize bahmiy" isyanları mı?
Tüp kuyruğundan, ekmek kuyruğuna koşan ayakkabısı yamalı annelerimiz, yada evladını canı çekerde alamam diye manavın önünden geçirmeyen babalarımız hiç yavrularını zehirleyip hem evlat hem kendi canlarının katili olmayı akıllarından geçirmişler midir acaba yaşadıkları o zorlu hayat şartlarında?
Yoktu bizim de hiçbirşeyimiz.
Ben annemin küpelerini satıp kardeşimle beni okul tiyatrosuna gönderdiğini hiç unutmam mesela..
Yada evlilik yüzüğünü satıp bana test kitabı aldığını.
Eşofman takımı beden eğitimi dersinde istenince alınırdı.
Bir kilotlu çorap kaç defa yamanırdı?
Senede 1 defa okul açılmadan açılmaya ayakkabı alabilenler şanslı sayılmaz mıydı?
Ama mutluyduk..
Vallahi mutluyduk.
Gözlerimi açsam, kömür kokan sobanın dibinde ders çalışırken bulsam kendimi..
Varsın icra yine çalsın kapımızı.
Elektriğimiz haftalarca borcundan dolayı kesik olsun; ben o günlerin huzurunu istiyorum..
Demek ki huzur gerçekten parayla alınmıyormuş.
Almaya kalkınca, paranın yetmediği yerde canda evlatta veriliyormuş.
Plastik dünya bunu istedi, çünkü şeytan böyle buyurdu..
Peki ama kolay mıydı kardeşlerim?
İnsan bu seviyeye nasıl gelebilir?
Ne yanımıza baksak çaresizlik söz konusudur.
Rabbi Rahman'dan, Sünnetullah'tan öylesine uzaklaştık ki, beden sağlam dursa da, ruhlarımız çoktan hasta..
Namazı, teheccüdü, sabrı-sebatı, karnına taş bağlayanı olan bu ümmetin ferdleri;
Eğer 1 yılda 37 milyon kutu antidepresan tüketirse, bu acı sonlar neden olmasın ki?
10 kişiden 1'i antidepresan batağında..
Nedir bu kimyasal?
Sadece uykumuzu getiren, güya bizi rahatlatan masum bir tablet mi?
Yada;
-Sen doktordan daha mı iyi bilicen?
Tepkilerini vereceğimiz bir melek mi?
En çok reçete edilen antidepresanlardan biri olan "Effexor" isimli ilacın yan etkilerinde "intihar' yazmasının yanı sıra, kişide "cinayet eğilimi yaratabilir" ifadesinin de yer aldığını biliyor muyuz?
Elbette bilmiyoruz çünkü yapılan araştırmaların hiçbiri doğru şekilde yayınlanmıyor.
Ancak şuradan bu mevzunun vehametini kavrayabiliriz.
"Seroxat" isimli antidepresan; intihar ve sakat doğumlara sebebiyet verdiği için sadece Amerika'da tam bir milyar dolara yakın tazminat ödemiştir!
Her hastaya bu korkunç etkilere sahip ilaçları yazmak toplumu cinnete sürüklemenin bir parçası değil midir?
Birde tüm bunların üzerine diğer tüm zihin yöneten ağır metaller, kimyasallar eklenince "Vay insanın haline"..
Bana kızmayın, karamsarlığa da düşmeyin..
Insan icinde bulunduğu durumu analiz etmeden, kaybolduğu labirentin haritasını çıkarmadan kurtulamaz bu düğümden..
Bizler analiz ediyoruz ve her yol bizi tek bir gerçeğe götürüyor..
SÜNNETULLAH..
Ve eğer yürüyerek gitmezsek, sürünerek Allah bizleri bu yola çekiyor, öyle merhametli ki yine de bu aciz ümmete yardım ediyor..
Çare mi arıyorsun, bak Ahzab suresi ne diyor;
-Andolsun sizin sıkıntılarınızın, problemlerinizin en güzel çözümü, çaresi, kurtuluşunuzun şifalı reçetesi, ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur Allah'ın tek yetkili Rasulünde, onun yiğitliklerle, fedakârlıklarla, sabırla mücadelelerle dolu örnek hayatındadır. Allah'ın rızasını, âhiret hayatındaki mutluluğu umanlar, Allah'ı çok zikredenler, devamlı Allah'ın dininin tebliği ile uğraşanlar için onda örnekler vardır.
SadakAllahulAzim..
Yağmur İbiç/ 22.11.2019