SAVAŞTA KAZANIP, AŞKTA KAYBEDEN. AGAMEMNON

HİKAYE

Görsel: Truva'lı Hektor'u savaş arabasına bağlayan yunan Aşil

Tarihi, muzafferler yazar denir. Agamemnon da elbette Truva savaşını kazandı ve tarihi yazan da o oldu. Ama, tarih de Agememnon'u yazdı, hem bu sefer kazanan olarak değil, kaybeden olarak. O da aşkta kaybedecekti, ama aşkta kaybetmekle kalsa yine iyi, karısının aşığı tarafından öldürüldü, hem de on senelik bir savaş sonrası eve döndüğü günün gecesi.

Bizzat Agememnon yazmadı elbette, sadece mecazi anlamda o yazdı, tüm dünyaya mal olmuş bu zaferi. Kağıda kaleme döken Homeros onu öyle bir yazdı ki, tüm Avrupa medeniyeti kendi kültürel varlığını, kendi soyundan ve atalarından çok, tarihi varlığı ve gerçekliği kanıtlanmış olsa da, kahramanlık hikayesini doğrulayacak bir kaynak olmayan Agamemnon'a dayandırır. Bir efsaneye dayandırır, eğer İlliada'yı belge kalitesinde kabul etmiyorsak. Ama mitlerin doğruluğundan ziyade, onların yarattığı etki önemlidir toplum bazında, mit sayesinden millet ve 'biz' olunur her toplumda. Miti olmayan da toplum olamaz, her millet kendi mitini yaratmak zorundadır zira.

Neticede İlliada, epik bir şiir, destan olarak hazırlanmıştır, araştırmacı gazetecilik veya savaş muhabirliği eseri değildir. Burun kıvırdığımdan, masal olduğundan da değil. Her ne kadar tanrılar orada insanlarla yüz göz olup, banal bile olan konuları konuştukları aktarılmış olsa da, o zaman ve kültürde yaşayan insanlar için bu gayet gerçek ile bağdaşır bir durumdu, günümüzde tanrı inancı olanlar nasıl varsa, eski Yunanları inançları sebebiyle küçümsemek niye. Truva'da kim kime ne yaptı, hiç girmeyeceğim oralara. Ama eve dönüşü Agamemnon'un, tam bir tragedya sanki, Yunan tiyatrolarında sahnelenmesine aşina olunan cinsten. Sen on yıl savaş sür ve şanın tüm bilindik dünyada yankılansın, sonra da karın seni aldatsın. Çok mu uç, her bir uç? Daha uç hale getirmesini bilmiş usta Homeros. Yetmez demiş, daha nasıl abartırım bu dramı demiş olmalı ki, karısının aşığına öldürtmüş şanlı Agamemnon'u. Gerçi, sadece aldatılmış olsaydı, bu kadar konuşulmayacak, bilinmeyecek, tekrarlanmayacaktı belki hikayesi. Agamemnon'un kaderi için kötü olduğu oranda, okuyucu için de o kadar iyi olacak diye düşünmüş olmalı Homeros.

Halbuki bir namus meselesi sebebiyle başlamıştı bu savaş, salak kardeşi Melenaos yüzünden. Karısına sahip çıkamamış, güzel Helena'yı kaptırmıştı Paris'e. Ama kardeşinin günahını da almamak lazım, tanrıların parmağı vardı işin içinde. Onların sihri mümkün kıldı, Helena'nın Paris'e aşık olmasını, daha doğrusu bizzat Afrodite'nin eseri idi bu. Paris'e sihirli kemerli hediye etmişti Afrodit, Helena'yı Paris'e aşık ettirecek olan. Paris onu rakip üç tanrıça arasından en güzel olanı kendisini seçsin diye, donatmıştı onu Afrodit bu efsunlu kemer ile.

Homeros, bir yanda namus için verilen canları anlatıyor, diğer yandan da başka namussuzlar namus peşinde gidenlerin canlarını alıyordu. Nasıl bir adaletsiz dünya düzeni idi bu, tanrıların bile müdahale etmeyip, göz yumduğu? Ama hayran kitlesini uçlarda gezindirmek öyle her senaristin harcı da değildi elbette.

Ama Agamemnon da o kadar masum sayılmazdı, hoş, koca cinayetini haklı çıkaracak gerekçe aramıyorum ama, o da zamanında, eşi olacak olan Clytemnestra'nın aşığını öldürüp, akabinde onunla evlenmişti. Üç çocukları oldu, onlardan biri olan kızı Iphigeni'ye de bizzat Agamemnon kıydı, onu tanrılara kurban ederek, bir hiç uğruna, tanrılardan savaş gemileri için Truva istikametinde verimli rüzgarlar niyaz etmişti çünkü bu kurbanı ile. Clytamnestra, eşi olacak kadın ve onun aşığı Aigisthos, hançerlediler onu, öldürdüler. Orestes, kral çiftin oğlu da kendini öksüz kıldı, yıllar sonra annesini ve onun aşığını öldürerek, babasının öcünü alarak.

Agamemnon keşke Delfi Apollon tapınağı rahiplerinden kehanette bulunmalarını isteseydi, savaş kararı vermeden,Truva'ya sefer için tüm komşu yunan halklarını seferber etmeden önce. Bütün bunlar başına gelmeyecekti belki de. Ama o zaman da, bu mit boynu bükük kalırdı, Agamemnon ölmeden bu efsane doğmayacaktı. Tahta at fasa fiso bu eposta, asıl olan, kaderin bir insana nasıl bir senaryo ön gördüğü. Senaryo eyleme dönüşünce, Agamemnon önce tarih yazdı, sonra da tarih oldu. Uyarıyor bizi Homeros, böbürlenme sakın diye. Onca şöhret nedir ki, eğer kendi dört duvarının arasında güven, sadakat ve sevgi yoksa.

İlliada, bir milletin doğuşunu simgeler nitelikte. Hepsi Yunan olsa da, kent devletleri kendi aralarında sürekli rekabet ve bazen de savaş içinde olan dağınık yunan milletlerinden oluşmaktaydı. Truva savaşında tüm bu yunan kent devletleri yan yana durmuştu, üstelik de nefsi müdaafa için değil, onur ve gururlarını müdafaa etmek için. Anlaşılan, onurları, gururları ve meseleleri birdi artık ki, diğer kent devletlerini de bunlar uğruna savaşacak kadar ingilendirmekteydi. Tarih, bir fiil bu şekilde vuku bulmamış olsa da, yazarı Homeros'un zamanın beğeni ve algılarının dışında bir şey yazması abes olurdu. Bir millet bilinci oluşmuş olmasaydı, bunları yazdığı için belki de vatan haini ilan edilirdi, düşman ile işbirliğine teşvik ve yataklık suçundan. MÖ. 8. yy. da yazıldığı düşünülen bu epostan, Yunan'ların milletleştikleri çıkarımını yapmak mümkündür.

Derleyen Asım Bilge Kapıcı

Günün Diğer Haberleri