FİRAVUNUN ÖLMESİNE İZİN YOK

HİKAYE

Adım Sethos, Mısır firavunu, 19. hanedandan. Son nefesimi vermeme az kaldığının farkındaydım, ama bunu hiç dert etmedim. Senelerce bu güne ve ana göre hazırlık yapıp, gerekli tüm önlemleri almış, huzur içinde olacakları bekliyordum. Ama biraz da olsa heyecan vardı elbette, neticede vermem gereken zor bir sınav vardı. Bu sadece benim kişisel meselem olmaktan öte, tüm halkımın meselesi idi. Rutin mumyalama işlemleri ölümümden kısa süre sonra başladı. Her şeyden önce, ruhumdan arınmış bedenimin çok iyi korunması gerekiyordu ki, yer altı dünyasına gittiğimde, ruhum bedenimi görür görmez tanısın ve onunla tekrar bütünleşsin diye. Bedenim krallar vadisinde, bu sınav ve yeraltı dünyasındaki seyahatim için hazırlattığım mezarıma götürüldü. Nazikçe yerleştirildim odama. Gece olunca sınavlar başladı.

Gece uzun ve zor geçecekti, biliyordum. On iki saatte on iki sınav ve on iki kapı bekliyordu beni. Odamın duvarlarını süsleyen geçit kitabımı son derece güzel hazırlatmıştım ve büyük faydasını da gördüm, zira yeraltı seyahatim esnasında yanlış yapmamak için tüm bilgileri itina ile resmettirmiş, böylece kolayca da anımsamıştım . Her bir sınav kapısında, asıl sınavdan önce, o soğuk yılan bedenleri kıvrılıp, benim o kapılardan geçmemi engellemeye çalışıyorlardı, ama benim ne kadar temiz ve tılsımlı olduğumu anladılar ve geri çekildiler, çünkü her seferinde her bir yılanın ismini tek tek zikredebilmiştim, onların yüzüne karşı, geçit kitabımın bana buyurduğu gibi. Birinci sınavı geçmiştim böylelikle.

İkinci olarak bir düzine ölü ruhlardan oluşan bir sıranın önünden geçtim. Onlar benim Ra, güneş tanrısı olduğumu biliyorlardı, öldüğüm anda ona dönüştüm çünkü. Güneş, her gece ölüyor ve onun tekrar doğup tekrar sabah olması için, benim de bu sınavı geçip, tekrar dirilmem gerekiyordu. Aksi durum tarifsiz bir felaket olurdu ve her ne pahasına olursa olsun, önlenmeliydi. Ben ölseydim, güneş de, insanlık da ölürdü.

Seyahatımın üçüncü saatinde, lanetlilerin ateş gölüne geldim. Sizlerin bugün cehennem dediğinizin aynısı diyebilirim. Her yer olabildiğince ateş ile kaplı idi ve beni yutmaya çalışabilirdi, ama o da benim lanetlilerden değil de, Ra olduğumu anladı. Burasını rahatlıkla geçebildim.

Aslında ben şanslılardan sayılırım, benden önce bu seyahati yapanlar sayesinde, tüm bu seyahat süreçlerini iyice öğrenmiştik toplum olarak ve şimdi bunun meyvelerini ben yiyordum. Benden önceki firavunların geçit kitapları bile olamamıştı, onlar daha zoru başararak bu seyahati tamamlamış olduğundan, onlara sonsuz saygı duyuyorum. Bir de, eski firavunlarımız ölü odalarına saray tebaalarını da yanlarına alırlardı, pek bir kalabalık olurdu mezar odaları, genelde 200-300 kişi kadar eşlik ederdi ölü firavunlara. Elbette önce canlarını vereceklerdi bunun uğrunda. Şimdilerde ise ben ve benim gibiler buna ihtiyaç da duymuyoruz. Onun yerine artık 'Uşepti'lerimiz var, topraktan, tahtadan ve kilden yapılma heykelcikler, mezara yanımıza konulup, gerektirdiğinde ise sihir kullanarak canlandırdığımız hizmetkarlar idı onlar.

Zor bir sınav vardı. Apofis ile karşılaştım, kötülüğün ta kendisi idi bu yılan. Sizin dilinizde ve kültürünüzde ona bugün şeytan demektesiniz, o denli yani. Apofis'i şimdilik geçtim, ama o benim peşimi bırakmayacak ve ilerleyen saatlerde tekrar karşılaşacaktım onunla. Geçit kitabım beni buna hazırladığı için, sürpriz olmayacaktı benim için zaten.

Akabinde beni bekleyen mumyalanmış ölüleri dirilttim.

Sonrasında, ben ve diğer tanrılar kalabalığı, beraberce Apofis'i yakaladık ve bağladık. Aynı saatte, dünyayı oluşturan dört insan ırkı ile karşılaştım, Mısır'lılar, Nubya'lılar, Libya'lılar ve de Asya'lılar. Buradan da anladım ki, sadece biz Mısır'lılar değil, tüm dünya insanları bu seyahati yapmak durumunda ve bir birimizden farkımız yok, mesele yeniden doğmak için çaba sarf etmek olunca.

Osiris ile karşılaştım. Osiris, tüm ölüler hakkında hüküm verdiği gibi, benim üzerimde de hüküm verecek olması, çok önemli idi. Osiris'in aynı zamanda bizim ilk firavunumuz olduğuna, kendisinin de, onu çekemeyen kardeşi tarafından öldürülüp, Nil'e atıldığına inanırız. Ama karısı İsis onu sulardan çekip, tekrar diriltmişti. Osiris ama bizim gibi esmer değildir, teni yeşil renktedir, can verme ve yaratma yeteneğinin sembolü olarak. Ama o anda, Osiris önünde mahkemeye çıkacağım zaman, Osiris ve ben bir olduk. Osiris'in beni yargılaması diye bir şey mümkün olmayacaktı. İkimiz bir bütün olarak, diğer bekleyen ölüler hakkında hüküm verdik. Her birinin kalbini bir teraziye koyup, karşı ağırlık olarak bir tüy kullandık. Kalbi tüyden ağır olanların yeniden yaşamalarına izin vermedik, onları Amit'i önüne attık. Amit, aslan, su aygırı ve timsah karışımı korkunç bir canavardı ve onun önüne düşen için bu her şeyin sonu demekti.

Sonra ruhum bedenimi buldu ve onunla bütünleşti, bununla beraber, dirilmeyi bekleyen diğer bedenler de ruhları ile bütünleştiler ve beraberce seher vaktine doğru yürüdük. Orada karşılaştığımız kötü ruhlara da, lanetlenmiş olan diğer ruhları cezalandırmalarını emrettik.

Devamında, dirilen bedenler, bu sefer gençleşmek için öz suyunun içine girip, yeniden doğum için eski genç bedenlerine kavuştular, tıpkı ana rahminde büyüyen bebekler gibi. Siz buna reenkarnasyon diyorsunuz. Bazen de sadece gençlik pınarı.

Şimdi de benim intikam zamanım gelmişti. Bütün düşmanlarımı bir araya toplayıp, onlara işkence etmesini emrettim bir başka yılana. O da gereğini yaptı, güneş tanrısı Ra'ya itiraz edilemezdi elbette.

Apofis ama hala fırsat kollamakta idi, ben seyahatimi sonlandırmak üzere iken. Saldırdı da, ama bu sefer de Apofis'in üstesinden gelmeyi bildik. Bana yardıma çağırdığım diğer tanrılar ile, elimizdeki ve benim gücüm ile sihirli kıldığım ağları onun üstüne attık ve kıskıvrak yakaladık Apofis'i. Sabaha karşın, biz düzenin tanrıları, kötülüğün en büyük temsilcisini yenmiştik.

Artık bütün zorlukların üstesinden gelinmişti. Bütün kadın ve erkek tanrılar bir araya gelip, benim yeniden doğuşumu müjdelemek için, bir geçit töreninde bulundular. Benim doğuşum ile birlikte sabah oldu ve güneş doğdu, ben ise o an bir Skarabeus'a dönüştüm, yükselen sabah güneşini temsilen.

Halkımın inancı bu şekilde idi, yaşadıkları her gün doğumunda, firavunun güneş tanrısı olarak onlara, güneşin kendisi ile, yaşamın da ta kendisini de bağışladığına inanırlardı.Onun için de biz firavunların ölmelerine izin vermezlerdi.

Derleyen Asım Bilge Kapıcı

Günün Diğer Haberleri