1.Dünya Savaşı’nda katıldığımız tüm cephelerde sayısız askerimizi kaybederken Anadolu dul ve yetimler kentine dönüşmüştü. Henüz Balkan Savaşı yıkımının yaralarını saramamış olan Osmanlı Devleti, Nisan 1915’te ağır bir karar almak zorunda kalmıştı. Sultan V. Mehmed Reşat’ın imzasını taşıyan 27 Mayıs 1915 tarihli emir, Askeri Mükellefiyet Kanunu’nda yapılacak geçici değişiklikle lise talebelerini cepheye çağırıyordu. Yayınlanan tebliğ 1314 (1896) doğumlulardan askere çağırılmamış olanlarla 1315 (1897) doğumluların bedenen gelişmiş ve harbe elverişli olanlarının kısa eğitimden geçirilerek silah altına alınmalarını emrediyordu. Emirden önce gönüllülük esasıyla okullarını bırakıp cephelere koşan çocuk askerlere böylece yenileri ekleniyordu. Yapılan muayenelerde 45 kilo ve üzeri olan hatta yaşları 15’lere kadar inen çocuklar sıraya dizilme, yürüme, selam verme, yerde sürünme, yakın mesafe döğüşü ve silah kullanma eğitimlerini aldıktan sonra cephelere sevkedildiler…
27 Mayıs kararından önce gönüllü olarak gerekse sonrasında emirle Galatasaray, Vefa, İstanbul, Kayseri, Konya, Sivas, Erzurum, Kastamonu , Balıkesir, Bursa, Kütahya, Manisa, Adapazarı, İzmir, Aydın, Muğla, liselerinden ve memleketin her köşesinsen son sınıf okuyan öğrenciler Çanakkale cephesine geldiler.
13 Mayıs 1915'te Arıburnu'na sevk edilen İstanbul Lisesi öğrencilerinin de bulunduğu Darülfünunlu (Tıp fakültesi öğrencileri) gönüllüler oluşturmuştu. Lise öğrencilerinin kolunda sarı, tıbbiyelilerin kolunda da beyaz kurdele bağlıydı. 19 Mayıs Taarruzu’nda, öğrenciler hedef olmamak için kurdeleleri çıkarttılar. Öğrenciler o gün adeta ekin gibi biçilerek şehit oldular. Geride sarı kurdelelere yazılı “İstanbul Lisesi Vatan Sağ Olsun!” notu kalmıştı… Şehadet haberi okula yayılınca lisenin kapıları ve pervazları siyaha boyandı. Çanakkale zaferinden sonra ilk yoklamada isimleri okunan öğrenciler için aileleri “Şehit, Cennet-i Âlâ’da!..” diye bağırmıştır.
Balıkesir İvrindili gazi Azman Dede Galatasaray Liseli çocuklara dair anısı oldukça sarsıcı:
“Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum… Yüzbaşı sordu; "Yavrum siz kimsiniz?". İçlerinden biri; "Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz, Vatan için ölmeye geldik!.." diye cevap verdi. Gönlüm akıverdi o çocuklara… Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tirtir titriyorlardı. Ürkmüşlerdi. Bu durum, Muharebede bir ürküntü panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!.. “Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı, Al sancağı teslim etti Allah a ısmarladı, Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana, Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana.” Baktım, hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak... Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış, dişler kenetlenmiş bekliyorlardı. O an geldi. Birden yüzbaşı "Hücum!.." diye bağırdı. İşte tam o anda o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler. Tam o an bir düşman makinelisi, yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler"…
Anadolu ve İstanbul liseleri Çanakkale zaferi sonrasında öğrenci yetersizliğinden çok az mezun vermiş hatta mezun verilemeyen yıllar olmuştur. Darülfünun-u Osmanî (Tıp Fakültesi) öğretim üyeleri ve öğrencilerin cephelerde bulunması nedeniyle 1915’de fakülte bir süre kapalı kalmış ve okul yaralılar hastanesi olarak kullanılmıştır.
Osmanlı Devleti’nin 250 bin zaiyat verdiği Çanakkale Cephesinde yaklaşık 10 bin üniversiteli ve 70 bin orta öğretimlinin şehit düştüğü tahmin edilmektedir. Konuyla ilgili en önemli tespiti İngiliz general Aspinal Oglander yapmaktadır; “Gelibolu’daki kanlı muharebeler Türk ordusunun çiçeğini biçmiştir.” Gerçekten de Türk ordusunun bıyıkları bile terlememiş çocukları biçilmiştir. Eğitimli nüfusumuzu Çanakkale’de kaybetmemiz yüzünden ilkokul mezunları bir süre öğretmenlik yapmak zorunda kalmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Biz Çanakkale'de bir Darülfünun (üniversite) gömdük!” sözleri durumu olabildiğince açıklığıyla aktarmaktadır…