EN BÜYÜK EŞKİYA

EN BÜYÜK EŞKİYA
EN BÜYÜK EŞKİYA Menekşe Yalçın

 

Hikaye çok eskidir.
Yıllar içinde değişik versiyonlarını da duydum.
Ben size çocukluğumda dinlediğim ve aklımda kalan hali ile anlatmak istiyorum.
Elbette kaynağım yine rahmetli babaannem. Hacer hanım.

Ülkenin en zengin adamı vefat etmiş.
Geride biricik oğlu kalmış.
Adam oğluna bir vasiyetname bırakmış.
Bu vasiyeti yerine getireceği konusunda da sağlığında oğlundan büyük bir yemin almış.
Rahmetlinin vasiyeti özetle şöyleymiş: “Bütün malımızı, mülkümüzü sat. Altına, mücevhere çevir. Bu hazinenin yarısını ara bul ve ülkenin en büyük eşkıyasına bağışla. Geri kalanı ile kendine sermaye yap ve hayata yeniden başla.”
Vefalı çocuk babasının ölümünden kısa bir süre sonra tüm mal varlıklarını satıp altın ve mücevhere çevirmiş. 
On deve yükü hazine ile vurmuş kendini yollara.
Ulaştığı her memlekette sorup soruşturuyormuş. “Burada büyük eşkıya var mı? Varsa kim?”
Elbette her memleketin bir eşkıyası var. 
Kimi dağlarda, kimi ovalarda, kimi şehirlerde.
Bir bir bu eşkıyaların karşısına çıkartılmış.
Ve her birisine şu soruyu sormuş: “Babamın vasiyetini yerine getirmek için memleketin en büyük eşkıyasını ararım. O sen misin?”
Söz konusu bir vasiyet olunca “eşkıya raconu gereği” hiç birisi “evet en büyük benim.” Demezmiş. 
Kendi kanaatlerine göre daha büyük olan eşkıyayı adres gösterirlermiş.
İşte böyle böyle oğlan ülkenin en büyük eşkıyası olan “Seyido” nun makamında almış soluğu. 
Önce meramını anlatmış ve ona da aynı soruyu sormuş.
“En büyük eşkıya sen misin?”
“Evet” demiş Seyido. “Memleketin en büyük eşkıyası benim de!. Baban seni neden bana gönderdi?”
İşte o vakit oğlan vasiyetin ayrıntısını anlatmış ve eklemiş. “Madem en büyük eşkıya sensin al servetimin yarısı sana helaldir. Vasiyet budur.”
Seyido kara sakalını sıvazlayıp uzun süre düşünmüş.
“En büyük eşkıyayız ama bu rahmetli bir adamın vasiyeti. Altın, mücevher bir yana bu işin bir de ahirette hesabı var. Vebali var.” 
O zamanın eşkıyaları işte. 
Onlar da bile kendilerince bir ahlak ve Allah korkusu varmış. 
Seyido ayağa kalkıp çocuğun yanına gelmiş. Elini çocuğun omzuna koymuş.
“Senin durumun anlaşıldı evlat. Ben senin aradığın adam değilim. Tamam. Ülkenin en büyük eşkıyası benim. Bu doğru. Ama senin vasiyetini ben yerine getiremem. Senin yükünü bu dünyada hafifletecek tek bir kişi var.” Demiş.
Yıllardır yollarda perişan çocuk bu bilgi üzerine adeta yalvarmış.
“Kim o?”
“Urfa vilayetinde bir kadı yaşar. Kör kadı derler. Git ona meramını anlat. Bu işi çözse çözse o çözer.”
Çocuk içten içe sevinerek hoplaya, zıplaya bir kış günü Urfaya varmış. 
Kör kadı efendinin sarayına ulaşmış. 
Günlerce “randevu” için sarayın kapısında üşüye üşüye beklemiş. Ve nihayet huzura kabul edilmiş.
İki dönümlük büyük bir salona alınmış. 
Bu salonun baş köşesinde yırtık pırtık bir kirli bir kilim üzerinde oturan, sırtında eski bir hırka ile onu kadı efendi karşılamış.
Çocuk derdini bir çırpıda anlatmış.
Ama saygısından “en büyük eşkıya” dememiş. “en mümin, en muhterem, en adil” insanı aradığını ve nihayet hazretlerini bulduğunu ifade etmiş.
“Servetimin yarısı sizin hazretleri” demiş.
Kadı efendi sakin sakin dinledikten sonra. Bu son cümle ile yerinden öfke ile fırlamış.
“Bre zındık!.. Bre kafir!.. Sen bilmez misin? Rahmetli baban bilmez mi? Müminin kursağından ne bir lokma haram girer, ne de emeksiz, alın teri dökmeden cebine kör bir kuruş!..”
“Hemen defol buradan.” Demiş.
Zengin oğlan hem şaşkın, hem üzgün, hem de cahilliğinin verdiği suçluluk ile  salonu terk etmek üzere sürüne sürüne giderken. Kadı arkasından bağırmış.
“Dur bakalım güzel oğlan.” Demiş.
 “Sadece senin iyi niyetin için bu işin bir çözümüne bakacağız.”
Omzundan tutup ayağa kaldırmış çocuğu. Salonun büyük pencerelerinden birisinin önüne götürmüş.
“Bak bakalım ne görüyorsun?” Demiş.
Çocuk ne görsün? Pencerenin ötesi uçsuz bucaksız Harran ovası. Adeta bir deniz gibi göz alabildiğine uzanıyor.
“İşte bu göz alabildiğine gördüğün ova benim.” Demiş kadı efendi.
“Gördüğün gibi ovanın üzeri iki karış kar ile kaplı. Ben bu karı sana satacağım. Karşılığında da baban rahmetlinin vasiyeti gereği ücretini alacağım. Böylece bu para bana helal olur. Var mısın?” Demiş.
Çocuk büyük bir neşe ve hevesle hazinesinin yarısını kör kadı efendiye verip göz alabildiğine arazi üzerinde uzanan kar yığınını satın almış.
Vasiyeti layıkı ile yerine getirdiği için kalan sermayesi ile koyulmuş yola, memleketine doğru.
Kısa bir süre sonra kervanının arkasından inzibatlar yetişmiş.
Zengin çocuğu ve kervanını derdest edip kadı efendinin sarayına geri getirmişler.
Önce iyice bir hırpalamışlar çocuğu ve arkasından boş bir çuval gibi atmışlar kadı efendinin önüne.
Kadı efendi öfkeden kudurmuş bir şekilde çocuğun ensesinden tutup pencere önüne getirmiş.
“Ne görüyorsun?” diye haykırmış.
“Sizin arazinizi görüyorum kadı efendi.” Demiş çocuk titreyerek.
“Peki benim arazimin üzerindeki bu karlar kimin?”
“Benim kadı efendi.”
“Ulan zındık!. Benim arazimin üzerini senin karlar işgal ediyor?”
“Ya malını al götür veya bana kirasını ver! Veya zindanlarda çürü.” Diye sarsmış zengin çocuğu.
“Kadı efendi hemen kirasını vereyim. Ne olur beni bağışlayın.” Demiş titreyerek.
Hesap kitap yapılmış. Kira bedeli çocuğun kalan sermayesinin iki katı. 
Çocuk elinde avucunda ne var ne yoksa kira olarak ödemiş.
Yetmemiş. 
Hesaba göre kalan malını küreye küreye temizlemeye çalışmış.
Ta ki güneş doğup, gün ısınıp, karlar eriyene dek.
Tüm bunlar olup biterken hiç üzülmemiş.
Çok müsterih ve çok mutluymuş.
Biricik babacığının vasiyetini kusursuz yerine getirdiği için huzur içindeymiş.
Çünkü,
Memleketin en büyük eşkiyasını bulmuş.
Hayatta en büyük eşkıya gözleri görmeyen, haris, aç gözlü, ahiret korkusu olmayan adalet dağıtıcılardır.
Dr.Bilgehan Bilge 10.06.2021

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İnsanların da Bilgisayar Gibi 'Yeniden Başlat' Tuşu Varmış!
İnsanların da Bilgisayar Gibi 'Yeniden Başlat' Tuşu Varmış!
Günlük Vaka Sayısı Açıklandı
Günlük Vaka Sayısı Açıklandı