Samatya’nın en yoksul sokaklarından bir çocuk. Elindeki kırmızı tebeşirle duvarlara kalp çiziyor. Kalbin içinde ikimizin adı var. Bavulumu yere bırakıp , yanına eğiliyorum. Gülümsüyor. Çocuk bana benziyor.
-Adın ne çocuk?
-Tamer.
-Ciddi misin? Benim de Tamer.
-Biliyorum amca. Zaten ben senim!
-Anlamadım?
-Ben senin çocukluğunum. Hani 1985’te sokaklara bırakıp gittiğin çocukluğun.
-Neden büyümedin sen? Bana baksana ne haldeyim.
-Ben seni bekledim. Bir gün geleceksin diye büyüyemedim.
-Evet. Bak geldim.
-Geldin çünkü bende bıraktığın bir emanetin var. Onu almaya geldin.
İkimizin de başı önde. Ben bir kadına aşık oldum. Aşk diyorum size; aklın intiharı!
Çocuk Tamer cebinden yıllar önce onda bıraktığım emaneti çıkarıp avuçlarıma bırakıyor. Bu bir çift göz. Tozlanmış, eskimiş, hırpalanmış.
-Al Şair bu gözlere ihtiyacın var. Sen hep baktın, hiç görmedin. Aşksa bakmak değil görmektir.
-Ama sen de biliyorsun ki, görmek acımaktır.
-Acımıyorsan neden varsın ki...
-Ya bu acıya dayamazsam...
-Kül olmayı göze almıyorsan ateşe bulaşmayacaksın Şair.
Gözlerle beraber bavulumu alıp yürümeye başlıyorum.
Çocukluğum ardımdan bağırıyor.
-Ha unutmadan, benim işim bitti. Artık büyüyebilirim. Ve lütfen o kadını üzme e mi çünkü onun babaannesi öldü.
Önümde bir yol. Yolun sonuna bakıyorum. Orada bir kadın bekliyor beni. Üstü başı hasret ve gözyaşı.
Yüreğimin gözlerini takıyorum.
Uğruna ölünmeyen aşk aşk mıdır!
Tamer Dursun


















