".... Sanki Türkler, binlerce yıl önce, Orta Asya’dan dünyanın dört bir köşesine göç ediyorlarmış gibi, dağları ovaları inletiyorlardı. Türk milletinin çektiği acıyı, sanki bu kağnı sesleri dile getiriyordu...
Kağnı gıcırdamalı, ses çıkarmalıydı. Ses çıkarmayan kağnı uğursuz sayılırdı. Gıcırdasın diye tekerlek geçmelerine ceviz içi ya da kömür tozu sürülürdü. Ezgen yanmasın diye üzerine yoğurt çalınırdı. Tank gibi çukurları atlar, en bozuk yolları aşar, en dik sırtlara çıkardı. Hiçbir millette olmayan en ucuz, en sağlam, dağlık araziye uygun bir köylü aracıydı. Şimdi, İstiklal mücadelesinde, menzil teşkilatında görev yapıyordu. Kuvayı Milliye’nin simgesi olmuştu; cepheye, cephane ve erzak, cephe gerisine yaralı gazileri taşıyordu...
Kağnıları, ayakları çarıklı, sarı mintanlı, mor şalvarlı, kırmızı kuşaklı köy delikanlılarıyla, üç etekli dallı şalvarlı kadınlar, genç kızlar ve yaşlılar kullanıyordu. Komutasını aldığım kağnı kolu, kırk arabadan oluşuyordu. Kırk kağnıcı, yardım bölüğünden Mustafa, bir de ben, kırk iki kişiyiz. Bunlardan ikisi altmışar yaşlarında erkek, sekizi on beşer yaşlarında çocuklar ve otuz tanesi ise genç kadınlardı. Bazı kadınların kucaklarında bebekleri de vardı…
Hiç kimse şikayet etmiyor, herkes gönüllü olarak seve seve çalışıyordu. Yollarda hiçbir şey pahalı değil, yaşam çok doğaldı. Kimsede vurgunculuk (ihtikar) yapıp para kazanmak gibi bir düşünce oluşmamıştı. Köylerde; tarlaların ekimi ihmal edilmiyor, silahlar cepheye, pazara mal götürür gibi sakin bir iyimserlik içinde, neşeyle götürülüyordu... Bunları, ancak içinde yaşayanlar bilir. Bu insanlar ne kadar temiz ruhluydular. Aralarına katıldığım için çok mutluydum... Anadolu kağnıları, bir milletin azim ve inancını, hiçbir yüksek tekniğin yenemeyeceğini kanıtlıyordu. Hiçbir mazlum millet artık, ‘gücümüz yok ki milli mücadeleye girelim’ diyemez. Dünyada emperyalizm prangasını ilk kez kıran Türk milleti, onlara örnektir...” -Mustafa Kemal Ve Milli Mücadelenin İç Alemi” E.B.Şapolyo, İnkilap ve Aka Kit., İstanbul-1967


















