Şu fotoğrafa bakıp bakıp ağlayan tek ben miyim acaba?

Şu fotoğrafa bakıp bakıp ağlayan tek ben miyim acaba?
Şu fotoğrafa bakıp bakıp ağlayan tek ben miyim acaba? Handan Taşgın

Kimbilir neler geçiyordu yüreklerinden... Bu ülkenin yetenekli, kültürlü, ilkeli iki tiyatro sanatçısı. Bir dönem hepimizin haftada bir evine düzenli gelmiş misafirleri gibi.
Herkese, her şeye yetişen ama bir türlü aşık olduğu adamla kavuşamayan Perihan abla...
“Diğergamlık” derdi eskiler, yani kendinden önce başkalarını düşünen... Ya da kendini hep ihmal edip, başkalarına koşan... Öyle bir komşumuzdu işte Perihan abla. Kendisi için yanıp tutuşan Şakir’e “Kardeşlerim evlenmeden evlenemem” diyen.
O dizinin bahtsız Şakir’i sonradan Süper Baba’nın Fiko’su olarak çıkmıştı karşımıza. Yine hayatın zorladığı bir adamı oynuyordu Şevket Altuğ. Üç çocuğunu annesiz büyütme gayreti içinde bir baba.
Benim yaşım ve üstü kuşakların kulağında o güzelim şarkısı çınlıyordur şimdi:
“Bana bir masal anlat baba
İçinde bütün oyunlarım
Kurtlar kuzu olsun
Şekerle bal
Baba bir masal anlat bana
İçinde denizle balıklar
Yağmurla kar olsun
Güneşle ay
Anlatırken tut elimi
Uykuya dalıp gitsem bile
Bırakıp gitme sakın beni”
Perran Kutman deyince bir dururum ben. Ani geçişleri vardır onun. Bir an mizah izletip güldürürken, yüz ifadesi değişiverir, ağlamaya geçersiniz. O ses tonunu, mimiklerini öyle bir uyum içinde sergiler ki...
Komedide çok başarılı bulduğumuz sanatçıların ciddileşmesini pek kabul edemeyiz aslında. Onların o hüzünlü sahnesinde bile illa ki bir komiklik arar insanın zihni. Oysa Perran Kutman istisnadır bende. Ne zaman ne yapacak diye ağzının içine baktığım, hayran olduğum bir öğretmen gibi.
O yüzden onun oynadığı tüm diziler vazgeçilmezim olmuştur her zaman. Şehnaz Tango mesela. Onca aşık olmasına rağmen bir türlü kumardan vazgeçemeyen uçarı kocası Muhsin’i umutsuzca sevmeye devam edişi. O arada da kızlarıyla hayata onurla tutunuşu.
Ya da Hayat Bilgisi. Ne Afet öğretmendi o. Nasıl güçlü, nasıl sevilesi, nasıl samimi bir karakter çizmişti.
Bana sorarsanız bir yerlerde gerçekten bir Şehnaz, bir Perihan abla, bir Afet öğretmen yaşıyordu. Hatta hala yaşıyor. Bu duyguyu verecek kadar rolün içine giren bir sanatçıydı o.
Senaryolarına gelirsek...
Tutamıyorum kendimi, bugünün dizileri ile karşılaştırıyorum.
O yılların toplum yapısını sembolize eden, incecikten “iyilik, birlik, beraberlik” mesajları veren. "Sevgi dolu bir aile herşeyin üstesinden gelir" diyen...Bunu gözümüze gözümüze sokmadan içtenlikle yapan... İzlerken hepimizin kendine dersler çıkardığı veya teselli bulduğu yapımlardı.
Daha müziği çaldığı anda yüreğimizde oynamaya başlayan filmlerdi onlar.
Cep telefonlarının, tabletlerin olmadığı o güzelim günlerde tüm aile bireylerinin istisnasız tam kadro TV karşısına saksı gibi dizildiği...
Kış vakti közlenmiş kestanelerin, soyulmuş mandalinaların elden ele ikram edilerek dolaştığı...
Yakıt yokluğu nedeniyle buz gibi olan evlerde kat kat kazaklarla, tiftik çoraplarla oturup, yerdeki bodur katalikit soba yetmeyip, birbirimize daha da, daha da sokularak ısındığımız...
İşte öylesine güzel, öylesine içten, doğal günlerdi.
Onlar ise güzel masallar anlatan komşularımızdı bizim. Hallerine kimi zaman güldüğümüz, kimi zaman ağladığımız... Esnafın, mahalle kültürünün, aile birliğinin hayatımızı billur kristaller gibi rengarenk aydınlattığı zamanlardı...
İkisinin de yıllardır hiç bir projede yer almaması tesadüf değil bence.
İyi ki de almadılar .
İyi ki o herkesin kötü kalpli ve karaktersiz olduğu, bin bir entrikanın döndüğü, onca kötünün arasında umutsuzca var olmaya çalışan birkaç gariban iyiyi işleyen, sadakatsiz aşıkların, hain kardeşlerin, paragöz kadınların, mafyatik erkeklerin rol model yapılmaya çalışıldığı o projelerde iyi ki yer almadılar. Onurlarını korudular böylece.
O sayede bizler hala bir yerlerde Perihan abla yaşıyor, ve eninde sonunda Şakir’le evlenmiştir; Fiko çocuklarına şahane annelik edecek bir kadın bulmuştur; Şehnaz’ın hayırsız kocası adam olmuştur; Afet öğretmen mutlu mesut bir emeklilik yaşıyordur diye umutlanabiliyoruz.
Sevgili Perran Kutman, sevgili Şevket Altuğ...
Hakkınızdır böyle gözyaşları ile sarılmak.
Ruhunuzda ne fırtına kopar, yüreğinizdeki hesaplaşma ne sonuç vermiştir bilemem.
Ama...
O güzelim yüzleriniz, sesleriniz yüreğimizde hiç değer yitirmedi.
Hiç eskimedi.
O yüzden,
"Anlatırken tut elimi
Uykuya dalıp gitsem bile
Bırakıp gitme sakın beni”
Bige Güven Kızılay..
( Süper Baba sözleri Yavuz Turgul–Cengiz Onural’a aittir. Onları da saygıyla selamlıyorum.)

Alıntı: 

Saklı tarih Facebook sayfasından
 
 
Şu fotoğrafa bakıp bakıp ağlayan tek ben miyim acaba şevket altuğ perran kutman
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İNSANLIK DIŞI KEKEMELİK DENEYİ!
İNSANLIK DIŞI KEKEMELİK DENEYİ!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarını onayladı: 14 general ve amiral bir üst rütbeye yükseltildi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarını onayladı: 14 general ve amiral bir üst rütbeye yükseltildi